Haber

21.5.09

Türkiye'de İşgence


İşkenceye sıfır tolerans iddiasında bulunan bir hükümetin tolerans eşiğinin ne denli yüksek olduğunu izlemeyi sürdürüyoruz uzunca bir süredir. İnsan hakları karnesinin iyileşmesinden, işkencenin azalmasından, yapılan yasal düzenlemeler ile nasıl da etkin önlemler alındığından dem vuruyorlar sürekli.

Ertelenerek zaman aşımına sokulmaya çalışılan işkence davalarını hep birlikte izliyoruz oysa ki. Yapılan indirimleri, ertelemeleri gazetelerin iç sayfalarında küçücük bir haber olarak okuyoruz. Sayısız işkence davasından yargılanmakta olup da, tekrarlamayacağı kanaati ile peş peşe cezaları tecil edilen görevlilerin hesabını tutamaz olduk. Gözaltı süreçlerine ilişkin yasal düzenlemelerin ardından, son birkaç yılda açık alanlara, sokaklara taşınan işkence uygulamaları, işkence yapıldıktan sonra savcılığa dahi çıkarılmadan salıvermeler, işkencenin yer değiştirmesi dışında anlamlı bir değişiklik olmadığını gözler önüne seriyor. Bunların karşısında da insan hakları savunucuları aleyhine açılan davalar, yapılacak ne çok işimiz olduğunu gösteriyor.

İnsan hakları ihlallerine karşı etkin mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, insan hakları savunucularının etrafında daraltılmaya çalışılan çemberin kırılması ve Türkiye’de yaşayan insanların bir bütün olarak bu sürecin içinde varolmasının sağlanması daha çok önem kazanıyor.

Oluşturulan insan hakları izleme kurullarının yapısı, bu kurulların işleyişinde gereken bağımsızlığın sağlanmaması, adli sürecin değişik aşamalarında işkence suçunun sorumluluğunu taşıyanların müdahil ve sürecin önemli bir bileşeni olması yeterince tartışılmıyor. Kurulların oluşturulmuş olmasına atfedilen önem, yapısına, işleyişine yöneltilmiyor. Bu kurulları meşrulaştırmak adına çağrılan kurumları etkisizleştiren çalışma yapıları ile içi boşaltılmış bir insan hakları anlayışı yerleştirilmeye çalışılıyor.

İşkence yalnızca uygulanan kişiyi etkilemenin çok ötesinde bir şiddet biçimidir. İnsanların işkencenin var olduğu bir ortamda yaşıyor olmaları, bu şiddeti doğrudan hissetmeleri için yeterlidir. İşkenceye karşı etkin bir mücadele yürütülebilmesinin, mücadelenin yaygınlaştırılmasının önündeki önemli engellerden birisi de, işte bu şiddetin doğrudan hissedilmesidir. İşkence uzun zamandır uluslararası alanda büyük bir suç olarak tanımlanmışken, suç olduğuna ilişkin görünürdeki mutabakat bu kadar yaygın iken, kolaylıkla dünyadan silinememesinde bu hissedişin payının büyük olduğunu bilerek davranmak gerekmektedir. Mücadelenin yaygınlaştırılması da, bu nedenle olmazsa olmazların başında gelmektedir.

İşkencenin dünya üzerinden, yaşadığımız topraklardan tümüyle silinebilmesi için hepimize görev düşüyor. Bu kadar doğrudan hissettiğimiz bu şiddete karşı hep birlikte sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Şiddete uğrayanların en belirgin davranışlarından biri kaçınma davranışıdır. Şiddeti yok sayarak davrandığımızda, ondan korunabileceğimiz gibi bir yanılsama yaratılmaktadır. İnsan hakları kavramının içini boşaltmak da bu kaçınma davranışına önemli katkı sağlamaktadır.

Şimdi yeniden ayağa kalkmak, yüksek sesle ve kararlılıkla işkencenin gerçek boyutunu dillendirmek hepimizin sorumluluğu olmalıdır. İşkenceyi tarihin çöplüğüne birlikte süpürelim.

işkenceye sessiz kalmayalım.

08020815

Hiç yorum yok: