Yıllar önce lisede okurken Edebiyat öğretmenimiz vardı Mustafa Bey isminde. Sık sık ders içerisinde askerlik anılarından yada ne bileyim 1980’ li yıllardan örnekler verir anlatırdı. Bir nevi hababam sınıfındaki gibi ders kaynar giderdi ancak tek fark vardı hababam sınıfında öğrenciler kaynatırdı bizde ise hocamız dersi kaynatırdı. Bizler için en güzeli de bu anılar olurdu. Aslında hocamızın asıl yapmak istediği şey bizlere hayat dersi vermekdi, yani şu anki bulunduğumuz konumu iyi değerlendirmemiz, halimize şükretmemiz babında. Şimdi o günleri düşünüyorum da gerçekten o zamanlar daha hayata atılmamıştık, çalışmak, para kazanmak gibi bir derdimiz yoktu, hükümeti kim kazanmış, kim kazanmamış hiç umursamazdık, hele de o günlerde gazetelerin 2. yada 3. sayfalarında çıkan şehit haberlerini 1. sayfalarda çıkan magazin haberinden dolayı okuyamazdık. O zamanlar nedense bilmem Hülya AVŞAR’ ın evlenmesi, yada ne bileyim Ajda PEKKAN’ ın estetik yaptırması veya Atilla SARAL’ ın yeni bir güzelle yakalanması daha çok dikkatimizi çekerdi. Ancak askere gittikten sonra adamlığımızı anladık, gerçekleri gördük. Hani derlerya askere gitmeden adam olunmaz diye. O dağlarda ölümün soğuk nefesini hissederek her an bir mayına basarız yada pusuya düşürülürüz diyerek yürümek yada ne bileyim nöbet yerinde dururken her an bir roketatar mermisine maruz kalırız yada baskına uğrarız endişesi ile gözümüzü kırpmadan durmak dı bize adamlığı öğreten. Ancak bizler bunları yaparken hiçbir zaman ölmekten korkmadık, bizleri korkutan şey sevdiklerimizin üzülmesiydi. Bizler sevdiklerimiz üzülmesin diye Peygamber Ocağı denen yere Askerliğe gelmiştik. Vatan savunması her şeyden üstün geliyordu bizler için halen de öyle. Ne zaman bir şehit haberi duysam, görsem yada okusam inanın göz pınarlarımdan sağanak halinde yaşlar akıyor. Yine bir vatan evladı şehadet şerbeti içti diyerek üzülüyorum. Ne büyük mertebedir onlar için Şehadet. Yüce Rabbimiz Kur’ an-ı Kerimde buyuruyor ki “ Onlara ölü demeyiniz, bilakis Onlar diridirler ancak sizler Onları göremezsiniz “ Düşünebiliyormusunuz Yüce Rabbim bile Onlar için bir ayet indiriyor. Onların direk Cennet’ e gideceklerini buyuruyor. Ama gel görünki yinede içimiz kan ağlıyor.
Sözüm siyasilerimize, sözüm başımızdakilere Türk Milleti sizden ne aş bekliyor ne de iş her şeyden öncesinde Türk Milleti sizden bu terör lanetini bitirmenizi bekliyor. Bitirin artık bu terörü. Zor mu sanki. Çok şükür elim ayağım sağlam, çok iyi nişan alırım, ağır makineli silah olan bixi uzmanıyım alın bir kez daha beni silah altına bırak beni terörün önüne, şehit te olsam en az birkaç leş sererim ya yere oda kardır. Madem almayacaksınız beni o zaman serbest bırakın Türk Silahlı Kuvvetlerini, siyasi şovlarınıza alet etmeyin, onlar neyin nerde yapılacağını elbette çok iyi bilirler. Yok Amerika kızarmış kızsın kardeşim o değilmiydi 12 Eylül’ ü bahane edip Afganistan’ a girip milyonlarca masum vatandaşı katleden, Yok Irak Hükümeti kızarmış bırakın efendim ben orda hükümet falan görmüyorum orda da Amerika’ lıların borusu ötüyor, Yok A.B. ülkeleri sakin olmamızı istiyormuş bırakın efendim sakin olunacak zaman yok hergün vatan evlatları ya mayınla şehit ouyor yada pusuya düşürülüyor veya baskına uğruyor. Ne zamana kadar sabır edeceksiniz? Böyle gitmez efendiler, bu millet bu cefayı çekmeye mecbur değil. Bu millet ne A.B. nin emrinde, ne Amerika’ nın nede İsrail’ in. Tam bu esnada aklıma Büyük Önder Atatürk’ ün bir anısı geldi;Kurtuluş Savaşı bitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve bunun şerefine bir yemek verilmektedir. Bu yemekte dünyanın dört bir yanından gelen liderler, konuklar vardır. Tabi baş köşede Baş Kumandan Mustafa Kemal ATATÜRK durmaktadır. Yemekler servis edilmeye başlar tam o esnada yemek servisi yapanlardan biri yanlışlıkla bir tencere yemeği yere döker. Bunun üzerine bütün konuklar şaşkınlıkla Atatürk’ e bakarlar acaba ne yapacak, ne diyecek diye. Büyük Önder ayağa kalkar ve sert bir ses tonuyla der ki;
" Efendiler ! ben bu millete her şeyi öğrettim ama bir türlü hizmetçiliği öğretemedim… "
08020815
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder