Haber

30.5.09

İNSANIN GÖZÜNÜ BİR AVUÇ TOPRAK DOYURUR

 

            İnsanlar dünya hayatında yaptıkları işte alın teriyle kazanç elde etmelidirler. Kazandıkları paranın ne kadar olduğundan çok nerden geldiği ve nasıl kazanıldığı önemlidir. Günümüz şartlarında para kazanmak çok kolay ama bu paranın içine hiç haram karışmadan helal yollardan kazanılması insanın bu zamanda nefsine sahip olması çok güç. En basit işlerde bile insanlar daha kolayını kendisine daha az zarar vereni tercih ediyor, karşı tarafa verilen zarar kimsenin umurunda değil. Örneğin çok ucuzluğuyla bilinen Çin malları, yemek tabakları ya da çocuklar için yapılan oyuncaklar da kullanılan boyalar insan hayatına büyük zarar vermektedir. Bunların ticaretiyle uğraşan insanlar ya da imal edenler bunun bilincindeler fakat daha ucuza mal elde etmek için insanların hayatını hiçe sayıyorlar. Bu para helal yolla kazanılan bir para değil insanın aç gözlülüğünün bir sonucudur.

            Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu. Oradan geçmekte olan ülkenin padişahı o gariban adamla ilgilendi ve ona,’oltana ben buradayken ilk takılan şey ne olursa onun ağırlığınca altın vereceğim’ dedi. Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, ‘ ne yapalım, rızkın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı’ diyerek alıp sarayına götürdü. Sarayına varınca adamlarına, balıkçının elindekinin ağırlığınca altın vermelerini emretti. Kemiği terazini kefesine koydular, diğer kefeye de altın koymaya başladılar. Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminleri on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi. Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu. Bunda bir sorun olduğunu anladılar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu: ‘ bu kemik aç gözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz. Çünkü doymaz ama bir avuç toprak bunu doyurur.’  Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi.

            Bu çok eski bilindik hikâyede de anlatıldığı gibi insanoğlu aç gözlüdür önüne dünyaları sersen yinede daha fazlasını ister, hiçbir zaman gözü doymaz. Daha fazlasını isterken de yanlış yollara başvurur. İnsanlara zarar verir, işçisinin hakkını yer, harama el uzatır.

            İstanbul da son zamanlarda her adım attığınız semtte yeni bir alışveriş merkezi açılıyor. Özellikle hafta sonları alışveriş merkezlerindeki kalabalık insanların aç gözlülüğünü iyice ortaya sermektedir. Sanki hiç kıyafetleri yokmuş ya da alamazlarsa yaşayamazlar gibiler. Fazlasıyla israf var parası olanda da, olmayanda da. Nakit alışveriş yapan zengin kesimin dışındaki herkes kredi kartı batağına düşmüş durumda ama bunlardan insanlar ders alacağına nerden borç alırımda ödeyemediğim kredi kartı borcumu öderim diye düşünüyor ve altında çıkamayacağı gücünün yetmeyeceği borçların altına girmekte. Bu nedenle boşanmalar çoğalmış, aile içi şiddet artmıştır.

            Aç gözlülük çok küçük yaşta başlıyor insanlarda aslında. Liseye giden bir öğrencinin ayağında marka bir spor ayakkabısı olmazsa okula gitmez. Ortalama bir öğrencinin ailesinde sadece baba çalışmaktadır asgari ücret alan baba hem kirayı ödemekte hem de kalabalık ailenin geçimini sağlamaktadır. Lüks bir harcamaya yani bir ayakkabıya yüz elli milyon verecek parası yoktur ama çocuk bunu anlamaz çünkü durumu daha iyi olan arkadaşları o ayakkabılardan giymektedir. Ağlar sızlar ailesinin çekeceği sıkıntıyı hiç düşünmez ve o ayakkabılardan ister babada kıyamaz borç harç alır çocuğunu üzmemek için ayakkabıları. Biz aslında baştan yanlış yapıyoruz çocuklarımız kırılmasın diye her türlü şımarıklıklarına boyun eğiyor, çok da gerekli olmayan fuzuli isteklerini yerine getiriyoruz. Aslında başından onlara aç gözlülüğün iyi bir şey olmadığını göstermeli, elinde olanla yetinmeyi, mutlu olmayı öğretmeliyiz.                   

            Daha fazlasını, daha iyisini isterken yanlış yollara başvurmamalı, elimizdekiyle yetinmeyi bilmeliyiz. Haksız kazanç elde etmemeli, üç kuruş daha fazla kazanmak için başkasının malına göz dikmemeliyiz çünkü İnsanlar er geç yaptıkları hataların cezasını çekerler ve dünya malı dünyada kalır.

 

                                             TAHİR EREZ  ( 07110812 )

Hiç yorum yok: