İslamofobi, Müslümanların dünya siyasetinde etkin olmaya başladığı tarihlere kadar geri götürülebilse de bu kavramın bugünkü kendine has inceliklerini dikkate alırsak, Batı dünyasının kapıldığı, 11 Eylül saldırıları ile başlayan bir toplumsal davranış bozukluğu olarak kabul edilmelidir.
İslamofobi, Batı dünyasına özgü ırkçı yaklaşımların bir uzantısı olarak gelişen basit bir olgu değildir. Çünkü, ırkçılık evrensel ilkelere aykırı bir tavır olarak tanımlanabilirken İslamofobi, sözde akılcı verilere ve çıkarımlara dayanan kolektif bir inanıştır. İslamofobi, sinsi, bir toplumun açık görüşlü kesimlerine bile sirayet edebilecek, kültürel bulaşıcılığı kuvvetli bir
hastalıktır. Hastalık olarak tanımlanması, bunun toplumun bilinçli davranışına dayanmaması, aksine bilinçaltı mekanizmasını hatırlatan birtakım yollarla ortaya çıkması ile açıklanabilir. Hastalığın kendisi "kültürel" olarak tanımlandığına göre tedavi de doğal olarak kültürel enstrümanlar aracılığıyla yapılmalıdır. Bu noktada "kültürel tanıtım" kavramı önem kazanıyor. Kültürel tanıtımdan, bir toplumun onu özgün yapan maddi ve manevi varlıklarını diğer toplumlarla paylaşmasını sağlayabilmesi beklenir. Bunun sadece geleneksel dış politika yöntemleriyle başarılamayacağı da açıktır. Zira, günümüzde uluslararası ilişkiler sadece diplomatik kanallardan gerçekleşmemektedir. Sivil toplumun ülkeler arası iletişimde diplomasiden çok daha etkili olabildiğini gözlemliyoruz. Kültürel bir eğilim olarak İslamofobinin alt edilmesinde, Batı'da İslam kültürünü temsil eden Türkiye'ye önemli roller düşmektedir. Öncelikle düşünülmesi gereken, propaganda araçlarının ve kültür mirasımızın doğru ve hedefe yönelik olarak nasıl işler hale getirileceğidir. Türk-İslam kültürü ne yazık ki uzun yıllar ülkemizin kültürel tanıtımında ön plana çıkarılamamıştır. Bunda Selçuklu ve Osmanlı tarihi araştırmalarının bu dönemlerin insanî ve kültürel yönlerinin ortaya konulmasından ziyade siyasî ve askerî tarihe odaklanarak yazılı belge çözümlemesi yönteminin dışına çıkamamasının rolü büyüktür. Kültürel tanıtım faaliyetlerinin hedef kitlesinin belirlenmesi, bu projelerin ilk adımını oluşturmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ayrı ayrı ele alınarak siyasî ve kültürel konularda genel kanaati etkileyen çevreler ve toplumsal katmanlar belirlenmeli ve bunlara hitap edecek kültürel faaliyetler tasarlanmalıdır. Hedef kitleye açık ve gizli mesajlar verebilecek bu kültürel faaliyetler, sinema gibi yüksek bütçeli yapımlar olabileceği gibi daha dolaylı ama derin etkiler bırakabilecek, İslam dünyasının insanî yönlerine dikkat çeken sergiler, mini tanıtım kampanyaları, sloganlar, kültürel değişim projeleri, her yaşa uygun Türk edebiyatı çevirileri gibi etkinlikler olabilir.
İslam denince kafasında "terörist" imgesi canlanan her kimse, her ne kadar iyi niyetli biri de olsa etkileşime gireceği her Müslüman için bir tehdittir. En ufak bir yanlış anlaşılma Müslüman'ın aleyhine gelişecektir. Bu durumda Müslüman'ın davranış özgürlüğü kısıtlanacak; ya aşırı tepkiler vererek bu kötü imajı güçlendirecek ya da karşısındaki insanda bulunabilecek önyargıları aşabilmek için gereksiz yere kendini ifade etme çabasına girişecektir. Bu iki durum da kabul edilemez. "Kültür" bu sorunun ele alınmasında güçlü bir araç olarak harekete geçirilmeyi beklemektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder