Bilmem ki kaçıncı ayın kaçıncı kaderinde oyalanıyoruz. Yaşantısına hayat denilen, uzunluğu ise ömür diye bilinen bu kısacık yaşamda bizler için duraklar var. Herkesin bir son durağı var bu yolculukta. Zamanı geldiğinde yaşayacağımız, bildiğimiz ama hep unutmayı tercih ettiğimiz bir gerçek var, bir saniyeyi bile fazladan yaşayamayacak olmamız. Son durağa gelindiğinde yolculuk bitmiştir artık. Her bitiş yeni bir başlangıcın habercisidir de aynı zamanda. Birde o durakta inmeyip, yoluna devam edenler var ki, kendinden önceki duraklarda inenleri çabuk unuturlar genelde.
Yapısından kaynaklanan genetik bir şey olsa gerek. Kim bilir hatırlamak istemezler belki de. Bilmezler mi ki halbuki kendileri de bir gün hatırlanmayanların yerlerini alacaklar. Bilmezler mi ki onlarında bir gün inecekleri durakları gelecek. Bilmezler mi ki her canlı ölümü tadacak.
İnsanoğlunda düşünülmesi gerekenler düşünülmedikçe, gerekli hassasiyet verilmedikçe açığa çıkan şey; kalpteki körelme, kararma, sapma değil midir?
O saatten sonra ne önemi kalır artık hayata dair beslenen duyguların… Sevginin, saygının, aşkın, dostluğun…
Piramidin en üstündeki o 'kamil insan olsan' ne yazar ki insanlıktan nasibini almadıkça, gerçek duyguların tadına varamadıkça, hissetmenin hissiyatına kapılamadıkça…
Bu dünya yalansa içindeki geri kalan her şeyde yalan mıdır o zaman? Dünyada ölümden başkası yalansa ne kaldı geriye?
İçinde yaşanılan tüm duyguları kendi yalanında hapis eden dünyamıdır yoksa o dünyanın içindeki insanlar mı?
Ne kadar sahteymiş günümüzde yaşanan onca duygu. Kimler kimlerin olmuş hissetmeden? Provalar yapılır oldu aşkların diline dair. Eskiden inanıyorum demek yeterken, şimdi günlerce ispatlar yığılıyor gözbebeklerimize. Birine emanet verilecek en güzel sözken kalp, ayaklar altında çığlık çığlığa şimdilerde bu yalan dünyada. Garip bir benimseyiş vurmuş seni bana. İnsanlar, savaşa o kadar alışmışlar ki, hep iyiliğe, güzelliğe dönüşüyor cepheler. Hepsinde birer şehit veriliyor kalplerde. Çünkü azınlık onlar oluyor bu kirli dünyada. Dudaklarda birer tank nişan almış. Duyulmuyor artık dedemin babaanneme yazdığı şiirler. Ve yine ikisinin sevgisine tanık olan bütün caddeler, başlarını dizlerinin arasına sıkıştırmışlar. Kirletilmiş aşklara ağlıyorlar.
Birileri silmiş olmalı ağacın üstündeki baş harfleri. Eskidendi onlar, öyle saf uzun ömürlü duygular. Ağaçlar tanık olmuyor artık sevgilere. Kazınılan harfe sadık kalmadıkça onu da alet etmemek en iyisi aslında. Hepimizin beynine saplanmış yapmacıklık. Sevgilisinin bir mendili uğruna başını verecek olan aşıklar! Neredeler artık? Yapay bir sevgiden ne kadar ileri gidebiliyoruz kendimizce…
08050824
Furkan Başgöl
Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder