Haber

24.4.09

Atatürk'ü Anlamak

1980 yılında hayata gözlerimi açıp, kendimi bulduğum andan itibaren benden yıllar önce yaşamış, bu ülke için gecesini gündüzüne katmış, hastalığına rağmen uyumadan yemeden içmeden savaş alanlarında masmavi gözleri ile ışık saçmış olan o tarihin en büyük komutanını anlayabilmenin bu kadar zor olduğunu kabullenemedim. Halbuki O, "beni tanımak fiziksel olarak yakınımda olmak demek değildir" demiş ve eklemişti; "Beni tanımak düşüncelerimi anlamaktır."

İşte yıllar sonra bu yanılgıdan uyanmaya ve çok sevdiğim ziyadesi ile saygı duyduğum Başkomutanımıza ve ölümsüz liderimize bugün daha içten bağlıyım. Tarih derslerinde bizlere öğretilenden daha ziyadesini bugün, üstelik yazarı Türk olmayan bir kitaptan öğreniyor ve günbegün Ata'mızı daha yakından tanıyorum.

Şüphesiz bu ülke hepimizin ve şüphesiz yıllardan beri süregelen yanlış politikalar nedeni ile günbegün Ata'mızın istediği arzuladığı ve hatta o seviyeye ulaşabilmemiz adına uykusuz kaldığı muassır medeniyetler seviyesinden uzaklaşmakta, iç ve dış politikada kendi çıkarlarımız değil, hep başka devletlerin çıkarları uğruna kararlar alınan bir devlet konumuna gelmekteyiz. Halbu ki Başkomutan önderliğinde ki tüm atalarımız, kürdü, türkü, çerkezi, alevisi, sünnisi ile aldıkları her hücum emrini birer ölüm emri olarak kabul edip bu vatanı bizlere bırakmışken biz politikalarımızda esaret altına alınmış durumdayız.

Sorgulamamız gereken onca şeyden sadece birisidir Atatürkçülük anlayışımız. Atatürkçülük sadece Atatürk'ü sevmek midir? O'na toz kondurmamak ve O'nun manevi şahsiyetine sahip çıkmak mı? Bunlar zaten bizim saygımızı gösterir. Ancak gerçek Atatürkçülük, O'nun gibi bu ülkenin bekasını düşünmek, bu ülkenin muassır medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi için çalışmak ve üretmek ve ek olarak da mümkün mertebe yine O'nun önderliğinde kurulan meclise yine üreten ve cesur liderler göndermekle oluşacağı gibi, kolaycılığa değil başarı için zoru başarmaya ant içmekle olacaktır. Kısacası Atatürkçülük, Atatürk'ü 'kendi deyimi ile' tanımak ve her bireyin kendisini O'nun gibi hissetmesi ile geniş kitlelere yayılır ve her bireyin kendi sorumluluğunu yerine getirmesi ile de muassır medeniyetler seviyesine yükseliriz.

İşte o zaman medeniyet olarak kabul ettiğimiz batı uygarlıkları önümüzde diz çökecek, ve her türlü oluşumlarda ilk önce bizim kapımızı çalacaklardır. Bu bir rüya değil, aksine Türk Milletinin, Türk Halkının azminin neticesi olacaktır. Tıpkı 1. Dünya Savaşı esnasında, Gelibolu'da olduğu gibi. Unutmayınız ki aylarca süren savaşlar esnasında şehit olan nice atamız şehit olacağını bilerek ve doğru düzgün yemek olmadan bu ülkeyi düşmana karşı savunmuştur. Şimdi gerekirse aynı azim ile düştüğümüz yerden kalkma sırası bizde. Şimdi savaş meydanlarda değil, Türk Milletinin kendi iradesinde ve çalışma azmindedir.
Cihan Kallenci ( 08020815 )

Hiç yorum yok: